Mühürlü Rotalar - Unutulmaz Anılar
- Emre SAYIN
- 1 gün önce
- 1 dakikada okunur
Efes’in Uykusu: Gece Yarısı Kapısı
Zeynep için hayat, rakamlar ve grafiklerden ibaretti. Bir gün Bridge Tours’un sayfasında "Mühürlü Rotalar: Efes’in Gece Fısıltıları" ilanını gördüğünde, içindeki bir şeyin uyandığını hissetti. Bu, binlerce turistin gündüz sıcakta gezdiği Efes değildi; bu, ay ışığı altında, kalabalıklar çekildikten sonra antik kentin ruhuyla tanışma vaadiydi.
Küçük grup, gece yarısına doğru antik kentin kapısına geldiğinde ortalıkta sadece cırcır böcekleri ve ılık bir Ege rüzgarı vardı. Yanlarındaki rehber, "Bugün buraya sadece taşları görmeye gelmediniz," dedi fısıldayarak. "Kendi rüyanızın içine yürümeye geldiniz."
Celsus Kütüphanesi’nin devasa sütunları ay ışığında gümüş gibi parlıyordu. Rehber, grubun her bir üyesine üzerinde küçük bir sembol olan, balmumuyla mühürlenmiş birer zarf uzattı. "Bu sizin kişisel kapınız," dedi. "İçerideki sembolü bulana kadar yürüyün."
Zeynep, elindeki zarfı açtığında bir baykuş figürü gördü. Sessizce mermer yolda yürürken, Hadrian Tapınağı’nın köşesindeki bir kabartmada, tam da o baykuşu gördüğü an durdu. O an, sanki zaman kırıldı. Zeynep aylardır çözemediği bir düğümün, hayatındaki o büyük kararsızlığın cevabını, o sessiz mermer figürün başında dururken buldu. Bu mantıklı bir çıkarım değil, anlık bir "görü"ydü.
Sabaha karşı güneşin ilk ışıkları Meryem Ana Evi’ne giden yoldaki selvilerin arasından sızarken, grup sessiz bir kahvaltı için toplandı. Kimse konuşmuyordu ama herkesin gözünde aynı parıltı vardı.
Turun sonunda Zeynep’e rotanın "mührü" olarak küçük bir gümüş baykuş nişanı verildi. Ancak asıl mühür, ruhuna vurulmuştu. İstanbul’a döndüğünde iş yerindeki o karmaşık dosyalar artık gözüne korkutucu gelmiyordu. Çünkü o, Efes’in sessizliğinde kendi sesini duymayı başarmıştı.


Yorumlar