Mühürlü Rotalar - Sakız Adası (Chios)
- Emre SAYIN
- 1 gün önce
- 1 dakikada okunur
Orta Çağ’ın Labirenti ve Beyaz Gözyaşları
Mert, Bridge Tours ekibiyle feribottan indiğinde, kendisini bir adadan ziyade bir zaman makinesine binmiş gibi hissetti. Rehberi ona gülümsedi: "Bugün taşların konuştuğu, ağaçların ağladığı bir yere gidiyoruz," dedi.
Turun ilk durağı, adanın güneyindeki o meşhur Mesta köyüydü. Köyün girişinde durduklarında Mert bir kapı göremedi; köy, korsanlardan korunmak için dışarıya kapalı, evlerin birbirine bağlı olduğu devasa bir kale gibi inşa edilmişti. Rehber, "Burada haritayı kapatın, çünkü bu labirent sizi gitmeniz gereken yere götürecektir," dedi. Mert, daracık tünellerden geçerken, başının üzerindeki taş kemerlerin serinliğini ve balkonlardan sarkan kurutulmuş domateslerin kokusunu içine çekti.
Öğleden sonra, adanın kalbine, o dünyaca ünlü "Mastichochoria" (Sakız Köyleri) bölgesine vardılar. Mert, ilk kez bir sakız ağacını bu kadar yakından görüyordu. Rehber, ağacın gövdesine atılan o hassas çizikleri gösterdi: "Buna 'nakış' (kentitiri) derler. Ağaç, bu çiziklerden 'beyaz gözyaşları' döker. İşte o kıymetli damlalar bizim bildiğimiz sakızdır."
Bridge Tours ekibi, grubun her bir üyesine küçük birer spatül ve bir fırça verdi. Mert, ağacın dibindeki beyaz kalsiyum tozunun üzerine düşmüş, kristalleşmiş bir sakız damlasını temizleyip avucuna aldığında, o anın ne kadar sabır gerektiren bir zanaat olduğunu anladı. Rehber, cebinden küçük, mühürlü bir kese çıkardı. İçinde saf sakız kristalleri ve bir not vardı: "Doğa sadece sabredene en kıymetli hediyesini verir. Bu koku senin sabrının mührü olsun."
Günün sonunda Pyrgi köyüne geçtiklerinde, evlerin üzerindeki siyah-beyaz geometrik desenler (Xysta) Mert’i büyüledi. Bir kahvenin önünde oturup sakızlı bir likör yudumlarken, rehber ekledi: "Sakız sadece bu adanın güneyinde yetişir. Başka yere götürsen küser, vermez o gözyaşını. Çünkü o, buranın toprağına mühürlenmiştir."
Mert, dönüş yolunda feribotun güvertesinden adaya bakarken, artık Sakız Adası'nı sadece bir tatil yeri olarak değil, "doğanın insana fısıldadığı bir şiir" olarak hatırlayacaktı.


Yorumlar